Rivayetlere göre günlerden perşembe saatler ise gece yarısıydı.
Rakamlar çok önemli olmasa da doğmuştuk işte
Siz deyin civciv ben diyeyim tavuk gibi (tavuk ne alaka bilmem ama) sapsarı bi bebek.

Yavaş yavaş büyümeye başlıyordum.
Adam gibi giydirmişler beni,fotoğtaf çektirmeye götürmüşlerdi.
Baksanıza gülmemek için ne kadar da kasmışım.


Bi gün askeri kamptaydık sanırım,basket oynarken tam gözlük düşüyordu,o sırada babam iyi bir fotoğrafımı yakalamıştı.

Küçükken Beşiktaş'lıydım,10 yaşımda Fenerbahçe'ye 12 yaşımda ise Galatasaray'ıma döndüm.
Yani doğruyu geç de olsa bulmuştum.
Bi de o zamanlar kırmızı bi ' Şahin ' arabamız vardı..

Pff.. Bi gün de öyle bi hasta olmuştum ki sormayın.

Hülya ablam (bakıcımızdı) çok üzülmüştü,annem idi sanırım birisi çok sevdiğim
çıkartmalı,yapıştırmalı resimlerden almış,yanıma koymuştu.

O günler güzeldi.
Masumdu,dertsizdi,tasasızdı.
Hayatı bilmiyorduk,evde yaşıyorduk,sevdiklerimiz hep yanımızdaydı.
Şimdi ne değişti bilmem ama..
Şu Dünya'da bebekliğin ve küçüklüğün masumluğu kadar değer verdiğim bir şey daha yok.
Aytug Akdogan..
O şimdi 16 yaşında..
Ve işin ilginç yanı,
Yıllar yıllar sonra da şuanki haline bakıp gene eskileri özleyeceğini bildiği için de..mutsuz..

